Yazarlar

Nazlı Ceylan Balduk Kurtul “Herkes Girişimci Olabilir mi?”

Son yıllarda girişimcilik ekosistemini çok daha fazla konuşuyoruz. Girişimcilik merkezleri, teknoparklar, kuluçka merkezleri, hızlandırma programları ve yatırım fonları sayesinde her geçen gün yeni fikirler ortaya çıkıyor. Binlerce girişimci, hayallerini bir iş modeline dönüştürmek için yola çıkıyor.

Ancak burada daha önemli bir soruyu sormamız gerekiyor:

Bu girişimlerin kaçı gerçekten sürdürülebilir bir şirkete dönüşebiliyor?

Dünyadaki verilere baktığımızda tablonun hiç de kolay olmadığını görüyoruz. Yeni işletmelerin önemli bir bölümü ilk yıllarında faaliyetlerini sürdüremiyor. Startup dünyasında ise başarısızlığın en temel nedenlerinden biri, pazarın gerçekten ihtiyaç duyduğu bir ürün veya hizmetin geliştirilememesi.

CB Insights’ın 400’ün üzerinde girişim başarısızlığı üzerine yaptığı analizde, başarısızlıkların yüzde 42’sinin yeterli pazar ihtiyacının bulunmamasıyla ilişkilendirildiği görülüyor. Sermayenin tükenmesi ise yüzde 29 ile ikinci önemli neden olarak öne çıkıyor.

Bu rakamlar girişimciliği küçümsemek için söylenmiyor. Tam tersine, girişimcilik ekosistemine daha gerçekçi bakmamız gerektiğini gösteriyor.

Çünkü iyi bir fikir tek başına yetmiyor.

-İyi bir teknoloji de yetmiyor.

-Yatırım almak da yetmiyor.

Asıl mesele; müşterinin para ödemeye istekli olduğu gerçek bir problemi çözmek, bunu sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürmek ve zaman içinde ölçekleyebilmek.

Türkiye’nin girişimcilik ekosisteminde önemli bir potansiyel bulunuyor. İstanbul’un 2025 yılında yükselen girişim ekosistemleri arasında üçüncü sıraya yükselmesi de bu potansiyelin önemli göstergelerinden biri.

Ancak artık başarıyı yalnızca “Kaç girişim kuruldu?” veya “Ne kadar yatırım aldı?” sorularıyla ölçmemeliyiz.

Daha önemli sorular sormalıyız:

Kaçı 5 yıl sonra hâlâ ayakta?

Kaçı yurtdışına açıldı?

Kaçı gerçek istihdam yaratıyor?

Kaçı kârlı bir iş modeline ulaşabildi?      

Kaçı Türkiye’de teknoloji ve katma değer üretiyor?

Bence girişimcilik ekosistemine bakışımızı biraz da üretim perspektifinden değerlendirmeliyiz.

Çünkü bir girişimin de bir fabrikanın da sonunda yüzleştiği gerçek aynıdır:

Değer yaratamıyorsanız, sadece büyüklük sürdürülebilirlik sağlamıyor.

Bir şirketin çok yatırım alması, çok hızlı büyümesi veya yüksek değerlemelere ulaşması elbette önemlidir. Ancak bütün bunların kalıcı bir ekonomik değere dönüşmesi gerekir. Gelir üreten, istihdam yaratan, müşterisine gerçek bir fayda sağlayan ve kriz dönemlerinde ayakta kalabilen şirketler, girişimcilik ekosisteminin asıl başarısını temsil eder.

Belki de artık hedefimiz daha fazla girişim kurmak değil, daha fazla başarılı girişim inşa etmek olmalı.

Girişimcilik ekosisteminin başarısını yalnızca girişim sayısıyla değil; hayatta kalma oranları, ihracat kapasitesi, istihdam, kârlılık, teknoloji üretimi ve yarattığı katma değerle değerlendirmeliyiz.

Çünkü girişimcilik bir yarışta sadece start almak değildir.

Asıl başarı, uzun bir maratonu tamamlayabilmektir.

Ve belki de girişimciliğin en önemli sorusu “Nasıl başlayabilirim?” değil;

“Nasıl sürdürülebilir bir değer yaratabilirim?” olmalıdır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu